* “Geçmiş daha güzeldi” tümcesiyse, geçmişte şimdiye oranla daha az kötü şey olduğu anlamına gelmiyor, yalnızca insanlar geçmişin kötülüklerini unutuyorlar, hepsi bu. (sf1)

* Bazı insanlar dar görüşlü, kirli ve iki yüzlü olduklarının ayırdına varana dek kendilerini “özel” sanabilirler. Kibir hakkında diyeceğim bir şey yok: Kimsenin insanoğlunun gelişiminin bu önemli tetikleyicisinden yoksun olduğunu sanmıyorum. Einstein ve onun gibilerin alçakgönüllülüğüne sahip bayların tümü beni yalnızca güldürüyor; hani derler ya, ünlü olunca alçakgönüllü olmak da kolaydır; ben, alçakgönüllü görünmek kolaydır demek istiyorum. Böyle bir şey olmadığı sanılsa da, kibar yüzünü bize göstermekte gecikmez alçakgönüllülüğün kibri. Biliyor musunuz, ortalık böylelerinden geçilmez aslında. İster gerçek ister İsa gibi simgesel bir kişilik olsun herkes kibirlidir, en azından yüksekten bakarak konuşur.(sf17-18)

* Kibir en beklenmedik yerlerde, örneğin iyiliğin,özverinin, cömertliğin yanı sıra karşımıza çıkabilir. Küçücük bir çocukken ve annemin bir gün öleceği fikrini katlanılmaz bulurken (insan zamanla ölümün katlanılabilir hatta rahatlatıcı olduğunu öğrenir), annemin de kusurları olabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi.(sf18)

* Ve ben içimde, annemin ölümüne zamanında yetişmiş olmanın karanlık gururunu hissettim.(sf18)

* Ama yaşamdaki tüm davranışların nedenlerini soruşturma saplantısına ne gerek var ki?(sf19)

* Hepsinden önceliklisi her türlü grup, örgüt, dernek, cemaat fikrinden yani meslekleri, ortak zevkleri ya da bir takım saplantıları nedeniyle bir araya gelen bütün o garip yaratıklardan nefret ediyorum. Bu yığınların birçok gülünç özelliği vardır: İnsanlar birbirini tekrarlar, aynı üslubu kullanırlar, diğerlerinden üstün olduklarını inanırlar.(sf24)

* “İnsanlar birbirini tekrarlar” diyerek ne demek istiyorum? Hiç ikide bir gözünü kırpan ya da ağzını buruşturan biriyle bir arada oldunuz mu? Öyleyse böyle bir sürü adamın bir kulübün çatısı altında bir araya geldiklerini düşünün. Gerçi düş gücünüzü bu kadar uç noktalara zorlamaya da gerek yok aslında, kalabalık aileleri incelemeniz bile yeterli olacaktır. Herkes aynı hatlara sahiptir, aynı hareketleri yapar, aynı vurguyla konuşur. Bir kere kadının birine aşık olmuştum (platonik olarak tabii ki) ve kardeşleriyle tanışmaktan deli gibi kaçınmıştım. Başıma daha kötüsünün geldiği de oldu: Bir kadının olağanüstü hatları karşısında büyülendim ama kız kardeşiyle tanışmak beni günlerce tarifsiz bir kedere boğdu: Beni büyüleyen aynı hatlar bu kardeşte de vardı ama şekilsiz, vurgulu, neredeyse ilkinin bir karikatürü gibi. İlk kadının hatlarının kardeşindeki bozunmuş hali içimde garip bir utanç duygusu uyandırdı; sanki kadının o kadar hoşlandığım hatlarının üzerine düşerek onların kardeşinin yüzüne bozuk yansımasına neden olan ışıktan ben sorumluymuşum gibi bir duygu.(sf24)

* Bu anların diyetini çok zalim bir şekilde ödüyorduk, ardından ne yaşarsak yaşayalım kesinlikle kaba ve yavan oluyordu. Yaptığımız her şey (konuşmak, kahve içmek) bize acı veriyor, o güzelim uyum anının geçiciliğini vurguluyordu.(sf77)

* Eve kesif bir yalnızlık duygusu içinde döndüm. Genellikle bu dünyada yapayalnız olma duygum gururlu bir üstünlük hissinin eşliğinde ortaya çıkar: İnsanların değersiz olduğunu düşünürüm; kirli, çirkin, beceriksiz, cimri, kaba, sığ yaratıklardır. Yalnızlığım beni korkutmaz, hatta görkemlidir.(sf92)

* Son mektubumda ondan ayrıldığım gece yaptıklarımı anlatmaya karar verdim, hiçbir ayrıntıyı atlamadan intihar girişimimi anlattım. Bunu bir silah olarak kullanmak beni utandırıyordu ama kullandım. O geceki davranışlarımı, Posadas Caddesi’ndeki evinin önündeki çaresiz yalnızlığımı anlatırken kendime o kadar acıdım, o kadar şefkat duydum ki hüngür hüngür ağladım.(sf98)

* Özgün olmak bir yerde diğerlerinin sıradanlığını vurgulamaktır ki, bu da bana hiç hoş gelmiyor.(sf103)

Tünel / Ernesto Sabato

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir